The Visit – Shyamalan Geri Döndü!

visit

Bundan 40-50 sene sonra hakkında film çekilecek bir yönetmen olacaksa büyük ihtimalle M. Night Shyamalan olacaktır. Hindistan’da doğan, Philadelphia’da yetişen, henüz 8 yaşındayken kamera ile tanışan Shyamalan ilk filmini 1992’de çekmişti. Pek bilinmeyen Praying with Anger isimli filmden sonra ancak 6 yıl bekleyip Wide Awake isimli yine pek ses getirmeyen bir film çekmişti. Asıl patlamayı ile hepimizin bildiği vizyona girdiği dönemde fırtınalar koparan The Sixth Sense ile yaptı. Film sonundaki büyük süprizin yanısıra hikaye yapısı ve dramatik atmosferi ile hem gişede hem kritikler tarafında yılın en büyük bombası olarak gösterilmişti. Ardından çektiği Unbreakable, Signs ve The Village ile sağlam bir filmografiye sahip olacakmış gibi yönetmenin dibe doğru yolculuğu Lady in the Water ile başladı. Sonrasında çektiği Avatar:The Last Airbender, The Happening, After Earth gibi filmler hem gişede hem de eleştirmenler tarafına yerden yere vuruldu. Öyle ki artık stüdyolar Shyamalan ismini filmlerinin pazarlamasında kullanmayacak noktaya geldiler.

Bu yıl Shyamalan bu işin böyle gitmeyeceğinin farkına varmış olacak ki köklerine dönmeye karar verdi. Sadece 5 milyon dolar bütçe ile çektiği The Visit gerçekten Shyamalan’dan güzel bir öze dönüş işi olmuş. Konu kısaca şöyle; Becca ve Tyler doğduklarından beri büyükanne ve büyükbabalarını görmemiş iki kardeştir. Anneleri onları bir haftalığına büyükanne ve büyükbabasının yanına göndermeye karar verir. Bu süreçte o da erkek arkadaşı ile bir kaçamak yapacaktır. Sinemaya aşırı derecede meraklı Becca bu seyahati kamerası ile belgesel olarak çekmeye karar verir. Biz de izleyici olarak Becca’nın kamerasından olayları izliyoruz.

Shyamalan’ın amatör kamerada bulunmuş görüntü yani Amerikan’ın deyimiyle found-footage tarzında bir film çektiğini duyduğumda doğrusu üzülmüştüm. Yazının başında da belirttiğim gibi kariyerinin ilk zamanlarında herkesi kendine hayran bırakan bu yönetmenin artık ucuz pazarlama taktiklerine yöneldiğini görmek üzmüştü. Gel gör ki Shyamalan bu film ile turnayı tam anlamıyla gözünden vurmuş. Şimdiye kadar bu tarzda çekilmiş ve başarılı olmuş The Blair Witch Project, Paranormal Activity gibi filmleri incelediğimizde herhangi bir dramatik derinlik ya da diyalog göremedik. Evet korkutma görevini fazlasıyla iyi yerine getiriyorlardı fakat bize dinlemeye değer diyaloglar sunamıyorlardı. İşte Shyamalan bu noktada kendi filmini farklı bir noktada konumlandırmayı başarmış. İdolü Spielberg’e nazire yaparcasına çocuk oyunculardan mükemmele yakın performanslar almış. Becca ve Tyler’ı canlandıran çocuk oyuncular film boyunca yer yer sizi kahkahaya boğarken yer yer gerilimden nefesinizi kesecek hale getiriyor. Özellikle Tyler’ı canlandıran Ed Oxenbould ilerleyen yıllarda yürür gider bu yetenekle. Büyükanne ve Büyükbaba’yı oynayan oyuncuların da filmin ahengine uyum sağladığını söylemek mümkün. Bu ikilide de büyükanneyi canlandıran Deanna Dunagan doğru bir cast seçimi olmuş.

 

 

Her ne kadar kendi tarzında bir film olmasa da bunun bir Shyamalan filmi olduğunu unutmamamız adına tahmin edeceğiniz üzere filmde bir tersköşe mevcut. Spoiler vermemek adına daha fazla derine inmeyelim bu konu hakkında ama senaryoyu gerçekten bu tarzda bir film için fazla iyi yazmış Shyamalan.

 

Yıllardır hadi artık bu filmi güzel olsun diye şans verdiğimiz yönetmen bu kez ben geri döndüm demiş. Bi yandan gerim gerim geren, bi yandan kahkaha attıran The Visit kendi adıma yılın en büyük süprizi.
Written By

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *